“…
some are born to sweet delight
some are born to endless night
…”
(auguries of innocence)
william blake
Arşiv
dayanmaya çalış, dedi bir dost.
oysa “dayanmak” bile başlı başına zorken,
bir de üstüne çalışmak.
dayanmaya çalışmak hem de.
dayanmak için çalışmak.
tattooed everything
Küçük bir kız çocuğu o daha. Gerçi hiç yaşını sormadım. Ama öyle gözüküyor. Küçük. Kırılgan.
Hiç konuşmadık. Hiç konuşmaz zaten. Kimselere göstermez yüzünü. Birlikte yaşıyoruz.
Sırt sırta.
Hiç konuşmadan.
Küçük bir kız demiştim. Aslında o kadar büyük ki. Evet hiç konuşmadık da demiştim. Ama biliyorum. Kendi dünyasında. Kendi duvarlarının arkasında. Yaklaşamazsınız hiç yanına.
Saçlarında lotus çiçekleri ve upuzun kirpikleri var. Yüzünde hep hüzün.
Sonbaharın tüm renkleri kalbinde. İçinde amansız fırtınalar. Yüzünde hep aynı sade makyaj.
Pastel tonlarını sever. Oysa hayatı gökkuşağı.
Sırt sırta oturup düşünürüz saatlerce, gecelerce.
Hiç konuşmaz.
Hiç konuşmayız.
Ben fırtınalarımı dışıma taşırdıkça sanki O daha da bilgeleşir. O anlarda bana hep küçümser bir surat ifadesiyle baktığını düşünürüm. Küçümser değil de aslında. Hafif dudak büküp “yaşaman lazım” der bakışı.
Oysa hiç göz göze gelmeyiz. Hiç bakmaz gözlerime.
Ağlar bazen, bilirim. Sessiz sedasız da olsa ağlar. Geceleri uyurken.
Sırtımdan aşağı doğru kayar birkaç damla gözyaşı. İçime akar.
Kalkıp sarılamam kapalı duvarlarının ardından. Zaten hiç anlatmaz. Zaten hiç sarılmaz.
Ağlarız sırt sırta. O bilir benim ağladığımı.
Hiç konuşmaz.
Hiç.
Birlikte yaşarız öylece. Hiç konuşmadan.
Adını bile söylemedi henüz. Aslında biliyorum sanırım ama emin değilim. Zaman zaman geliyor aklıma. Sonra unutuyorum.
Zaten hiç seslenmedim O’ na.
Saçlarında lotus çiçekleri.
Kapalı kutu küçük kız. Oysa o kadar büyük ki.
Upuzun kirpiklerinin ucunda belirdi mi saydam küresi hissederim bir şekilde. Üzülürüm.
Ama hiçbirşey diyemem yine de. Hiçbirşey demez zaten.
Bütün gün oturur hiç konuşmadan, lotus çiçeklerinin ortasında.
Kimbilir ne fırtınalar var derinlerinde. Kimse bilmez işte.
Bilmediğim bir dilde şarkılar söyle çiçeklerine.
Bilir misiniz ki lotus çiçeklerini.
Sığ sularda yaşarlar hiçbiryere bağlı olmayan metrelerce uzunluktaki kökleriyle. Sessizce salınırlar. Bağlı değiller hiçbir yere ama bağlarlar. Uyuşturucu etkisi yaparlar üzerinizde. Geniş yapraklı, kokulu, parlak çiçekleri vardır.
Belki bu yüzden bu kadar çok seviyor bu büyülü çiçekleri. Kendi de lotus olduğundan. Kendi de çiçek olduğundan.
Dedim ya göstermez kimselere yüzünü.
Bazen birileri, erkek ya da kadın hiç farketmez yaklaşmaya çalışırlar. Anlamak isterler. Görmek isterler. Bakmak, dokunmak, öpmek isterler. Anlayabileceklerini zannederler. Anlamak ne işlerine yarayacaksa.
Göstermez.
Zorlarlar.
Göstermez.
Sürekli zorlarlar. Hiç karışmam. Karıştırmaz zaten beni hiç. Karışmaz hiç bana. Oysa o kadar karmakarışığız ki. Belki bu yüzden biliriz birbirimizi.
Anlamaya çalışmayız, anlamlandırmaya çalışmayız hiç.
Anlarız.
Çok zorlarsanız açar kartlarını poyrazlara savurur fırtınalarının arasından.
Gülümsediğini görürsünüz. Oysa hiç göstermez yüzünü. Hiç gülümsemez.
Yaklaşırsınız yaklaştı zannederek. Yaklaşırsınız.
Kartlar çarpar yüzünüze bütün gülümsemesi ve sivri dişleriyle.
Kanınız içinize akar konuşamazsınız.
O hiç bozmaz yüzündeki ifadeyi. Hiç bakmaz size. Hiç bakmaz bana.
Sırt sırta.
Bilirim yaptıklarını.
Gülümserim gizlice.
Bir ejderhası var minik ayaklarının ucuna kıvrılmış, lotus çiçekleri arasında yatan ve bir japon şeytanı.
Hep birlikte yaşıyoruz işte.
Hiç konuşmadan.
Sırt sırta.
Bazen işte… Bazen birileri, erkek ya da kadın hiç farketmez, tüm bunlara rağmen yaklaşmak ister.
Bilmezler kapalı duvarlar çelik, kapalı duvarlar mermi, kapalı duvarlar zehir.
Alev pullarıyla sarmalar ejderha, uyurken gözkapaklarını.
Oysa hiç uyumaz.
Ben uyurum… Bazen…
Sırtımı dönüp yatarım.
Beklemem hiç sarılır mı acaba diye.
Bilirim, sarılmaz.
Beklemiştim.
Hiç sarılmadı.
Söylemedim beklediğimi,
Uyuyakalmışım.
Birlikte yaşıyoruz işte sırt sırta.
Ağlıyoruz sırt sırta.
O hiç ağlamaz.
Ben ağlarım.
Bazen, bir büyülü damla süzülür sırtımdan aşağı.
İçim acır.
Ama konuşmaz hiç.
Kapatır gözlerinin önüne, bilmediğim bir dilin harfleriyle işlenmiş yelpazesini, incecik parmaklarının ucunda tutarak.
Yıldızları kırparım gecesine. Uyusun diye.
Hüzün çöker içimize.
Hüzün çöker ikimize.
Oturur ağlarız sırt sırta.
O ağlamaz hiç.
Ben ağlarım.
bazen,
sadece bir ses işte,
duyulmak istenen.
“sadece bir ses” diye,
kestirilip atılamayan.