uçurtma ve müzik kutusu
güneşin yüzünü tam anlamıyla gösterdiği yaz günlerinde yağmur serinliği içimde biryerlerde. içimden dışıma taşan. parmak uçlarımdan aktığını gördüğüm. kelebek kanatları midemin hiç bilmediğim köşelerinde. gözlerimde başka bir bakış, başka bir keşif. gözlerinde gördüğüm, başka bir dünya. iç delen. içime giren.
dört duvarın arkası uçsuz bucaksız işte. uzaklarda bir yerlerde -ki uzaklar erişilmez olmadı hiç- eski püskü bir tekne. yosun kokan. bomboş denizde üzerinde yıldızlar kayan. yosun tutmuş sağı solu. turuncu boyayla adı yazılı üstünde, anlamsız gibi gözüken. boyaları akmış suya uzanmak istercesine. oysa, göğe uzansam dokunacağım biliyorum.
biryerlerde ufak bir ev. duvarlarında siyah beyaz fotoğraflar. duvarlarında siyah-beyaz biz. duvarları, biz. fotoğraflarda aşk kokusu. dudaklarında bir türkü. tüylerimi ürperten, içimi üperten. gözlerinde başka bir dünya. içimi delen. sabah mırıltıları peri yatağında. kedi bezginliğinde. darmadağın saçlı kız çocuğu. elinde uçurtması. bulut avlıyor maviliklerde.
akşamları dalga sesi. kumsalda çıplak ayak izleri. gökyüzü başka bir kızıl güneş batarken.
tahta bir masa. tek ayağı oynak. tam da pencerenin önünde. üzerinde eski bir müzik kutusu, anneanneden kalma. çalan hep sen. hiç bitmeyen. hep.
ve gülüşün bir perde gözlerimin önüne asılı ve gözlerin… ve gözlerin… ve…
ve aşk, bir başka datça’da. ve biz, bambaşka.
yann tiersen – L’absente
bamb-aş-ka.
bittim ben buna.:)
sir, ya bak girip girip çıkıyorum bu başka içindeki aşk durumu nedir anlamadım şimdi gördüm. bizim oyun alanında dansöz’de bi zırvalamıştım şimdi görüyorum.
hayırlısı kardeş miyiz
bi de badlik boşlanmaz, kızıl derililerin ruhu rahat durmaz bilirsiniz.