gözlerimi senden almışım. gözlerimin rengini. öyle söylerlerdi hep. kim söylerdi? masmaviydi gözlerin. hani ?boncuk? diye severler ya mavi gözlüleri, öyle işte. boncuklar mavi mi olur hep?
eski resimlerine bakıp gülerdim o hallerine. hitler gibi bıyığın varmış, o zamanların siyah beyaz fotoğraf çeken makinelerine en jön pozlarını verirken. saçların henüz dökülmemiş. siyah. yana taranmış. limon sürülmüş belli ki yine. hep limon sürerdin saçlarına. limon kokardın sabahların beşinde.
sigara içer miydin hatırlamıyorum. yakıştıramadığımdan belki de. minicik bir adamdın zaten. yakışmazdı ellerine. tütün çiğniyordun galiba. bir de hep, leblebi, çekirdek olurdu memur laciverti ceketinin ceplerinde. tadelle getirirdin bize her gelişinde, benim sana her gelişimde. kardeşim yoksa yanımda onunkini de bana verirdin, götürüp vermem şartıyla. bazen de dido olurdu. onu da severdim. yeniden çıkardılar biliyor musun? eski tadı yok artık, limon kokan ellerinden olmadıkça.
cami avlusuna götürürdün bizi güvercinleri yemlemeye. kavanoz kapaklarında kuş yemi satılırdı o zamanlar. güvercinim olsun isterdim hep. hep isterdim sadece. ağlardım. seyrederdik.
fanatik beşiktaşlıydın. fanatik nedir bilmezdim tabii o zamanlar. ama anlardım çok sevdiğini. bilirdim. mavi boyalı duvarında kimbilir hangi gazetenin verdiği beşiktaş posteri. ayakta bir sıra ve bir sırada onların önünde yerde duran adamlar. siyah ? beyaz.
siyah ? beyaz televizyonda nasıl ayırdederdin tuttuğun takımı hiç anlam veremezdim. hele bazı zamanlar radyodan dinlemeni.
spor toto oynardın 13+1 tutturabilme sevdalarıyla. takımına mağlubiyet vermedin hiç. sana verileceğini bilmeden. seni kızdırmanın en güzel yoluydu beşiktaşa laf söylemek. bizden çok mu severdin?
zor işitirdi kulakların. ama bilirdim işine geldi mi nasıl da duyardın herşeyi. hepimiz bilirdik. pişti oynamayı öğretirdin bize. ?bak, yerde hiç kağıt yokken attığın kağıdın üstüne aynısından atarsam…?
kardeşimle oynarken arkana geçip kağıtlarına bakardım. kendi sesimi bile zor duyarak fısıldarken elindeki kağıtları, kafanı kaldırmadan, kafanı hiç kaldırmadan ?deyyus? derdin, ?çekil arkamdan?. bilirdim. iyi duyardın aslında.
hayat sonsuzdu. ondandı belki yaramazlıklarım. seni kızdırmam. herşey ondandı. hayat sonsuzdu ya. ufacıktım. daha çok vardı. sen de ufacıktın. hepimiz ufacıktık. herkes ufacıktı. daha çok vardı. ondandı seni kızdırmam.
tahta zeminin üzerinde parmak uçlarıma basa basa hiç ses çıkarmadan kapının kenarına gelir, oradan seni gözetlerdim. gözlerin kapanırdı anneanne kokan küçük evin kocaman divanınn üzerinde ayaklarını uzatmış otururken. tam dalarken uykuya bir yastık fırlatırdım küçücük yüzünün tam ortasına. ?deyyus? derdin bastonunu havaya kaldırıp. saklanırdım. kalkıp kovalamayacağını bilsem bile. sonra yine. sonra yine. yerimi belli etmesin diye gülüşümü saklardım parmaklarımı ısırarak. güler miydik birlikte?
fötr şapkalar takardın. sen yokken ağlardım bana da alsınlar diye. michael jackson şapkasıydı onlar sonraları benim için. gülerdi annemler. alırdım gizli gizli kaldırdığın yerden.
korkmazdım ki hiç senden. korkmadığımdan kızdırırdım istediğim gibi. kızardın. çok kızardın ama yine de her gelişinde çikolatam dökülürdü limon kokulu ellerinden. ceketinin iç cebinde bir tarağın olurdu hep. ince dişli. sana özenip bende aldırmıştım anneme. ama ceketim yoktu ki. Bir de köstekli saatin vardı. zincirinin bir ucu kemer tokasına bağlı. arada çıkarır bakardın maç vakti yaklaşmış mı diye. ben bilmezdim saatleri okumayı. ondan belki, sonsuz sanırdım hayatı.
tutardın elimden deniz kenarına götürürdün, diğer elinde bastonun. yolda böcekleri taşlardım kaldırım kenarlarındaki. yapma, derdin. sana da atardım ufak bir tane. baston havada…
taş sektirmeyi gösterirdin denizin üzerinde. hayretle bakardım sana. sekecek taşın nasıl olması gerektiğini anlatırdın, gözlerin yerde yeni bir tanesini ararken.
içki içtiğini hiç görmedim. bende içmezdim. içki ne bilirmiydim ki. aslında rakı yakışırdı sana. şimdi olsaydın… kimbilir ne hikayeler dökülürdü ocakbaşındaki şişlerin dumanında kadehlerin şakırtısına. kızdırmadan dinlerdim. söz…
bastonundan kaçmak gibi bir oyun türetmiştik yorgun ayaklarından. uzatır ayaklarını otururdun divanın üzerine. önünde nanik yapardım sana zıp zıp hergele. bastonun çengeliyle tutmaya çalışırdın ayaklarımı. kahkahalar atardım bastonundan kaçmak için taklalar atarken yerlerde. gülümserdin. gülerdi boncuk gözlerin.
hiç yemek yemezdim. kızardın. sen kızdıkça ben hiç yemezdim. hep inatçıydım. saçımın tepesinde o hiç yatıramadığımız tutamın inatçılığımdan olduğunu söylerdin hep. inadına keserdim bende her defasında o bir tutamı. inat. neye?
pamuk şeker alırdın bazen, bulut pembesinde. oturur cam kenarından kuşları seyrederdik gökyüzünde. içeri girdiler zannedip arkamı döner odaya bakardım onlar evin üzerinden uçup kayboldukça. camlar kapalı…
yara bere içindeydim hep. yaramazdım ya hani. düşüp düşüp dizlerimi, dirseklerimi kanatırdım. kızardın. kanatırdım. inat. neye? hayat. ağlardım.
içinden tavşan çıkan sihirbaz şapkası zannederdim ceketini. bize hep birşeyler vardı orada. bazen kızardım çikolata yerine sadece bir tane şeker çıktığında. bilmezdim paran var mı. bilmezdim ki parayı. isterdim hep.
bisiklet isterdim, çikolata, pamuk şeker, oyuncaklar, okuyamadığım çizgi romanlar, pilli arabalar, telli arabalar, plastik askerler, tabancalar, tüfekler, gemiler, uçaklar, helikopterler, fötr şapkan, bastonun, ceketinin yakasına oldukça düzgün bir şekilde katlayıp iliştirdiğin mendilin. hep isterdim. hepsini isterdim. bilmezdim. sonsuz sanırdım hayat. ufacıktım ya hani. daha çok vardı. ondandı seni kızdırmam. hepimiz ufacıktık. herkes ufacıktı. daha çok vardı…
bir ben kızdırırdım seni. ne kardeşim, ne annem, ne anneannem. anneannem sana kızardı hatta bana kızdığında. güldürürdüm onları, seni kızdırırken. çocuk eğlencesi işte. daha çok vardı ya hani. alırdım gönlünü nasıl olsa.
maçlara gider miydin acaba? müzik dinler miydin? bir hatırladığım, ?açın radyoyu, ajans saati?. şimdilerin haberleri oldu senin ajansların. ajans ne bilmezdim. ajan zanneder oturur dinlerdim seninle. büyüyünce ne olacaksın dendiğinde ?ajan? dediğimden.
belimde su tabancamla otururdum yemek masasında. ajan olacağım ya büyüyünce hani. suçlu sen olurdun hep oyunlarımda. birinin suçlu olması gerekir hep. hayat…
çeker vururdum alnının ortasından sen kaçmadan yakaladığım kuytularda. baston havada… ?çocuk o, bırak oynasın, ne olmuş azıcık ıslandıysan? derdi anneannem. o? na güvenirdim hep. kurtarıcı meleğim.
hep böyleydi günler. hep böyleydi. hep vardı. çok vardı. hayat sonsuzdu. saatim yoktu.
yağmur mu yağıyordu? sonbahar mıydı? bahar mıydı? neydi? hiç bilmiyorum.
arnavut kaldırımlı yokuştan koşarak geliyordum sana doğru. oyun oynarız biraz, çikolata verirsin bana, su sıkarım yüzüne, yanıbaşındaki sineklikle vurmaya çalışırsın bana, kaçarım, gülerim. koşarak geliyorum.
sokak çeteleri kurup, mahalle kavgaları yaptığımız sokağa girdiğimde mevsim kıştı. sokakta anlamsız bir hareket. daha çok vardı…
kardeşim sokakta, annem sokakta, anneannem sokakta, herkes sokakta. sen nerdeydin ki dede?
birşeyler saklanıyordu benden. anlamıştım, mevsim kıştı. sen bahara uçmuştun. avazım çıktığı kadar bağırıp ağlayarak eve girmeye çalışıyordum, tutuyorlardı. daha güçlüydüler. sen olsaydın kaçardım. bunlar yakalıyor. biliyorum isteseydin sen de yakalardın ama yakalamıyordun işte. bunlar yakalıyor dede.
sonradan öğrenmiştim herşeyi. o anneanne kokan küçük evin büyük divanında kardeşimle otururken birdenbire onun kucağına uzanıp meleklerle yola çıktığını. çok ağladım. kızgındım sana. inadına ağladım işte. neye? hayat.
mezarına gelmedim hiç. sadece uzaktan baktım bir kere. bastonunu çıkarıp sallarsın belki diye bekledim. hiç hareket yok. sallasaydın gelirdim. vursan bile gelirdim hem. kaçmazdım. piştiiiii, diye bağırdım. hiç ses yok. hani daha çok vardı.
tadelle hala satılıyor biliyor musun dede?
ama senin limon kokulu ellerin yok.
affettin mi beni?
oysa biliyorum, aslında hiç kızmazdın bile bana değil mi?