” ….
istasyonlarda trenle birlikte durdular. perona inip biraz hava aldılar. sabaha karşı uyanıp, elektriksiz köy istasyonlarında marşandizlerin gelmesini beklerken ağustosböceklerinin seslerini dinlediler. lokomotifin su alışını seyrettiler. açılır-kapanır kompartıman masasında yolcularla yemeklerini bölüştüler. hikayeler dinlediler, hikayeler anlattılar. bazı istasyonlarda bavullarını toplayıp trenden indiler, başka bir doğrultuya giden bir trene bindiler.
…
iyi ve kötü trenlerde yolculuk ettiler. bir trende, istasyonda durdukları zaman ışıklar sönüyordu. bazen saatlerce karşı yönden gelen treni bekliyorlardı karanlıkta. bazısının da kompartıman kapıları kilitlenmiyordu. aynı zamanda yavaş giden bu trenlere yolda hırsızlar atlayarak yolcuların eşyasını çalıyorlarmış. her şeye razı oluyorlardı. genç gazeteciye adresleri olmadığını söylemeye utanmışlardı. oysa, treni adres olarak gösterebilirlerdi. nasıl düşünememişlerdi bunu? fakat, hangi trene gösterecektik, efendimiz. her trenden inerken kondüktore haber bırakabilirdik, olric. insan bir evden taşınırken nasıl eski evine yeni adresini bırakırsa, öyle yapabilirdik. çocuk gibi oldunuz, efendimiz. evet, cocuklasiyorum olric. trencilik oynuyorum. bütün oyunları nasıl oynamışsam bunu da öyle oynayabilirim olric. istediğim gibi. trenin dışında, duran dünyaya aldırmıyorum artık. gazeteciyi bile dışımızda, geride bıraktık. onunla inmeyi düşündüm bir an için. onunla yeniden düşünnmeye başlamayı istedim. yeni bir düzenin içine girmekten korktum, olric. belki de -dediğin gibi- biz artık bir yanımızla onlardan uzaktayız. bunu, onlara hiçbir zaman belli etmeyeceğiz. yolumuza çıkan herkese saygı göstereceğim. bırakalım bunlari artık, olric. tren yavaşladı. bir istasyona yaklaşıyoruz. aşağı inip bacaklarımızı dinlendirelim biraz.
trenden indiler, perondaki insanların arasına karıştılar. yolcular, turgut özben’den ve onun aklından çıkmayan selim ışık’tan habersiz, trene binmenin telaşı içinde koşuşuyorlardı. istasyon binasının önünde duran hareket memuru, kimseye bakmadan dalgın dalgın yürüyen ve kendi kendine mırıldanan bu adama dikkatle baktı. sonra, karşı yönden bir tren geldi. istasyona girdi. yolcular ve turgut, trenin arkasında kayboldular.
“
O. Atay
Hayat ne kadar garip, trenler falan.