bin jip

Nisan 11, 2006

bin jipmiskinliği bırakıp oturup seyre dalmak gerekiyormuş demek ki bulutları aralayıp güneşi görmek için biraz daha fazla. uzun zamandır bi kenarda durup karşılıklı bakıştığımız bin jip (3 iron) isimli güzide eseri nihayet dün gece itibariyle seyredebildim -ki iyi ki…

zaman zaman ismiyle “kim ki ulan bu duk” gibi gereksiz ve bir o kadar da iğrenç muhabbetlere konu olsa da sevgili güney koreli kim ki-duk abimiz bin jip’ le beni masallara bir kez daha inandırdı ki daha ne olsun.

görüntüleriyle, sessizliğiyle (evet sessizliği), sürekli tekrarlanan müziğiyle ve özellikle de final sahnesiyle çaat diye vurdu gecenin bi’ yarısında.

bittiğinde ufak bir gülümseme, sonra, bi’ dakka lan orda bi’ şey vardı, deyip filmi çok az geri alma ve son sahneyi tekrar seyredip ohaaa nidaları içinde “kim ki bizi diskoya götür” tezahuratları.

şimdi de üşenmeyip me and you and everyone we know izlemek lazım. ama hayat işte.

ve aşk.. yerçekimsiz olduğunda çok güzel be!

burada da film biter bitmez edinilen soundtrack.

gerçekleşmesi mümkün istekleri gerçekleştirmek mi, yoksa, yapılması gereken zorunluluklar ve sorumluluklar mı?

ya da juliette’ e takılıp kalmak bir gece yarısı.

philip k. dick‘ in enfes romanlarından biri olan -ki hangisi değil- “karanlığı taramak” adlı romanı sinema filmi olarak çekiliyormuş.
kitabı okumuş biri olarak, hadi len nasıl çekilebilir o kitap filme, berbat olur, hatta olmaz, derken yönetmenin richard linklater olduğunu görünce söylediğimiz tüm sözleri geri alarak interneti karıştırmaya başlamıştık ki, şurası ve hatta şurası kafadaki sorulara yanıt olur nitelikte karşımıza çıktı.
zamanında waking life ile dağılmış biri olarak linklater’ın -sanırım- aynı teknikle çektiği a scanner darkly muhtemelen yine aynı şekilde dağıtıcı olacak.

pkd ve linklater’ ın hastası kalarak 2oo6′ yı beklemekteyiz en tedirgin hallerimizle.

waking life

Eylül 2, 2004

arıza filmlerden hoşlananlar için.
yaşadıklarımız düş mü yoksa gerçek mi? başka birinin rüyasındaki bir karakter miyiz?hayatımıza giren insanlar sadece rüyalarımızda oluşturduklarımız mı?
ve daha pek çok sorunun ve belki de cevaplarının (anlayana) oldukça arıza bir şekilde ele alındığı mükemmel bir animasyon.

Mayıs 20, 2004

ne güzel adamsın sen be mırmırık.
ne iyi ettik de seyrettik high fidelity‘yi. kendimizi bulduk mu? bulduk. sonumuzu gördük mü? bilmiyorum. görsek bile ne değişir ki?
zaten herşeyin yeterince farkında değil miyiz?