uçurtma ve müzik kutusu

Temmuz 21, 2006

güneşin yüzünü tam anlamıyla gösterdiği yaz günlerinde yağmur serinliği içimde biryerlerde. içimden dışıma taşan. parmak uçlarımdan aktığını gördüğüm. kelebek kanatları midemin hiç bilmediğim köşelerinde. gözlerimde başka bir bakış, başka bir keşif. gözlerinde gördüğüm, başka bir dünya. iç delen. içime giren.

dört duvarın arkası uçsuz bucaksız işte. uzaklarda bir yerlerde -ki uzaklar erişilmez olmadı hiç- eski püskü bir tekne. yosun kokan. bomboş denizde üzerinde yıldızlar kayan. yosun tutmuş sağı solu. turuncu boyayla adı yazılı üstünde, anlamsız gibi gözüken. boyaları akmış suya uzanmak istercesine. oysa, göğe uzansam dokunacağım biliyorum.

biryerlerde ufak bir ev. duvarlarında siyah beyaz fotoğraflar. duvarlarında siyah-beyaz biz. duvarları, biz. fotoğraflarda aşk kokusu. dudaklarında bir türkü. tüylerimi ürperten, içimi üperten. gözlerinde başka bir dünya. içimi delen. sabah mırıltıları peri yatağında. kedi bezginliğinde. darmadağın saçlı kız çocuğu. elinde uçurtması. bulut avlıyor maviliklerde.

akşamları dalga sesi. kumsalda çıplak ayak izleri. gökyüzü başka bir kızıl güneş batarken.

tahta bir masa. tek ayağı oynak. tam da pencerenin önünde. üzerinde eski bir müzik kutusu, anneanneden kalma. çalan hep sen. hiç bitmeyen. hep.

ve gülüşün bir perde gözlerimin önüne asılı ve gözlerin… ve gözlerin… ve…

ve aşk, bir başka datça’da. ve biz, bambaşka.

yann tiersen – L’absente

Temmuz 16, 2006

yol-lar işte.

kimi zaman -çoğu zaman- yanıbaşınızda bi’ dünya dolusu insan, hepsi çok uzak.

kimi zaman -eğer gerçekten şanslıysanız- kilometrelerce uzağınızda bir dünya. çok yakın.

ve hepsi için bir kısayol tuşu,

“aynen” , “ben de” , “biliyorum” , “aaaaa” .

3.

l l l

Haziran 27, 2006

birikiyorum. bir iki yorum. bir içiyorum. bir susuyorum. dönüyorum. sonra yeniden. sövüyorum. seviyorum. sevmiyorum. dalıyorum. daralıyorum. sonra durup durup kendime kızıyorum. kayıyorum. ellerimden. sarılıp bir yıldıza ağlıyorum. batıyorum. tam da bitti derken, kirpiklerine tutunuyorum. tutamıyorum. savruluyorum. savruluyorum. savruluyorum.

07

Haziran 18, 2006

uzun geçen gecenin sabahında, uzun geçen geceden kalan başağrısıyla birlikte tanımadığı bir evin büyük l şeklindeki koltuğunda uyanıp, yine tanımadığı duvarlardaki posterleri ve fotoğrafları inceledi uzun uzun. yattığı yerde hiç kalkmadan, hatırlamaya çalışarak.

– kim bu fotoğraftaki kadın?

, diye sordu , 

benim, cevabının geleceğinden emin ol(a)masa da yüksek ihtimalle bu cevabın geleceğini bilerek.

– güzelmiş, hiç sana benzemiyor.

virgülden sonrası asılı kaldı havada. kendisinde kalmalıydı oysa. unutuyordu işte bazen. toparlanıp çıkarken masanın üzerinde bitmiş sigara paketini gördü.

– sigaran var mı?

ve güneş,

gözlerini kamaştırırken, gülümsüyordu. 

cocorosie

Haziran 11, 2006

iki ucubenin bindiği tahterevallinin paslı demirlerinin gıcırtısı, panayırlar, azizler, melekler, orospular, kan kırmızı şarap, kan, kıpkırmızı kan.

cocorosie

13. uluslararası istanbul caz festivali etkinlikleri kapsamında, 12 temmuz akşamı beyoğlu emek sinemasında. oturduğum(uz) koltuklardan havalandırıp hayallere kapılmak için.

cocorosie – by your side

cocorosie – good friday

cocorosie – beautiful boyz

a

Haziran 8, 2006

geceleri az uyunur olmuş yine. binbir yalanlar, binbir masallar. taklacı güvercinler gözüküyor yattığımız yerden gökyüzüne bakınca perdenin aralık kalan kısmından. gözüküp kayboluyorlar, nereye gittikleri belirsiz. duvarlarda oyun hamurlarından yapılmış garip şekiller. anlamsız.

yarım şişe votka, yer yatağının başucunda. bir kitap, iki-üç sigara, paketten çıkarılıp bir kenara atılmış. kırık plaklar, çatlamış dudaklar. herşey loş, sanki hepsi boş gibi.

uzaklardan geçen bir trenin sesi akla düşürüyor hemen, metrodaki fransız kadının dudaklarını. elinde borges' in bir kitabı. adını görmeye çalışıyorum sonra vazgeçiyorum. kapatmalı gözleri.

yine vuruluyorum  rüyamda. 

kadifhe

Haziran 3, 2006

ne kadar yazmak istesem de bir türlü kafamdakileri toparlayıp buraya dökemezken, kendimize yeni bir oyun alanı açtık. oyun alanı, çünkü feci eğleniyoruz, zırvalıyoruz, saçmalıyoruz.

burası yine eskisi gibi. akla geldikçe, hüzne düştükçe güncellenen.